Siyasette bazı dönemler vardır; sadece aktörler değil, yöntemler de tartışmaya açılır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde “mutlak butlan” sonrası oluşan atmosfer tam olarak böyle bir eşiğe işaret ediyor. Ancak bu sürecin en dikkat çekici boyutu, belirli isimlerin bir anda yeniden merkezî aktörler olarak sahneye sürülmesi ve bunun neredeyse tek seçenekmiş gibi sunulmasıdır.
Kulislerde konuşulanlar, bu “doğal” görünen sürecin aslında oldukça organize bir yönlendirme içerdiğine işaret ediyor. Özellikle uzun yıllar milletvekilliği yapmış bazı isimlerin, yeniden etkin bir pozisyona taşınması için hem medya hem de parti içi iletişim kanallarının yoğun biçimde devreye sokulduğunu hepimiz yakından takip ediyoruz.
Bu tablo, siyasetin olağan döngüsünden çok, kontrollü bir alan açma çabasını andırıyor.
Ancak bu kurgu, sahadaki gerçeklikle birebir örtüşmüyor. Çünkü Tekirdağ’da dengeler çoktan değişmiş durumda.
Bugün kentin siyasal ağırlık merkezi, açık biçimde Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer’in etrafında şekilleniyor.
Yüceer’in sadece bireysel bir figür olarak değil; güçlü bir ekip, uyumlu bir kadro ve sahaya yayılmış bir örgütsel ağ ile hareket etmesi, onu klasik siyaset figürlerinden ayrıştıran en temel unsur olarak öne çıkıyor.
Kulislerde özellikle şu tespit sıkça dile getiriliyor: Tekirdağ’da artık siyaset “tek başına isimler” üzerinden değil, “organize güç” üzerinden okunuyor. Yüceer’in birlikte yol yürüdüğü isimlerin ilçe ilçe sahada kurduğu temas, belediye–örgüt uyumunun sağladığı hareket alanı ve yerel dinamiklere hâkimiyet, bu yapıyı sadece güçlü değil, aynı zamanda sürdürülebilir kılıyor.
Bu tablo karşısında, geçmişin daha merkeziyetçi ve yukarıdan aşağıya işleyen siyaset anlayışının etkisinin zayıfladığı da açıkça görülüyor. Uzun yıllar Ankara merkezli siyaset üretmiş, daha çok bürokratik ve klasik hatlar üzerinden ilerleyen yaklaşımın, Tekirdağ’ın bugünkü sosyopolitik gerçekliğiyle aynı frekansta olmadığı yönünde ciddi bir kanaat oluşmuş durumda.
Daha da dikkat çekici olan ise şu: Parti içinde bazı aktörlerin, bu değişimi görmelerine rağmen, yeniden kurgulanmak istenen eski denklemin parçası olmayı tercih etmeleri. Kulislerde bu durum, “yeni güç dengesini beklemek yerine eski merkeze yaslanma” eğilimi olarak yorumlanıyor. Ancak bu tercihlerin, sahadaki karşılıkla ne kadar örtüştüğü ise ayrı bir tartışma konusu.
Çünkü Tekirdağ seçmeni ve örgütü, son yıllarda çok daha net bir eğilim ortaya koyuyor: Daha erişilebilir, daha yerel, daha kolektif bir siyaset.
Bugün gelinen noktada, Tekirdağ’da siyasetin yönü aslında oldukça net: Gücünü sahadan alan, ekip çalışmasını önceleyen ve yerel gerçekliği doğru okuyan bir liderlik hattı yükseliyor.
Bu gerçeklik karşısında asıl mesele ise şudur:
-Siyaset, geçmişin alışkanlıklarını yeniden üretmeye çalışarak mı ilerleyecek, yoksa sahada çoktan kurulmuş olan yeni dengeyi kabul ederek mi yol alacak?
Cevabı gayet basit.
Çünkü Tekirdağ, bu sorunun cevabını büyük ölçüde vermiş görünüyor.
KADIN KAZANDI, KADIN KAZANIYOR…
Çünkü Yüceer’in halka rağmen değil, halkla birlikte siyaset yaptığını unutmamak gerek…




